Hayat çetele tutmak değildir…

Hayat;
Seni kaç kişinin aradığı, kiminle çıktığın,
çıkıyor olduğun veya çıkacağın demek de değildir.
Kimi öptüğün, hangi sporu yaptığın,
kimlerin seni sevdiği de değildir.
Hayat, ayakkabıların, saçın, derinin rengi de değildir.
Nerede yaşadığın veya hangi okula gittiğin de değildir.
Aslında hayat; notlar, para, giysiler,
girmeyi başardığın ya da başaramadığın okullar da değildir.

Hayat;
Kimi sevdiğin ve kimi incittiğindir.
Kendin için neler hissettiğindir.
Güven, mutluluk, şefkattir.
Arkadaşlarına destek olmak ve nefretin yerine sevgiyi koymaktır.
Hayat;kıskançlığı yenmek, önemsemeyi öğrenmek ve güven geliştirmektir.
Ne dediğin ve ne demek istediğindir.
İnsanların sahip olduklarını değil, kendilerini olduğu gibi görmektir.
Her şeyden önemlisi hayatı,
başkalarının hayatını olumlu yönde etkilemek için kullanmayı seçmektir.

İşte hayat bu seçimden ibarettir.

İnsanlar için en kötüsü dost edinememek,
ondan daha kötüsü ise dost kaybetmektir.

Sen Geldin

Aklıma yine sen geldin sevgilim

Bir şarkı dinlerken yavaş yavaş

Bir rüzgar dolaşırken saçlarımın arasından

Damla damla yağmur yağarken

Ocakta odunlar alev alev yanarken

Bardaktaki çayı yudumlarken

Aklıma sen geldin.

 

Bir nefes çekerken sigaramdan

Seyrederken dışarıyı pencereden

Bir gül görünce uzakta yalnız başına

Birbirine sokulmuş iki yaprak görünce

Aklıma sen geldin.

 

Karıştırırken defterimi

Ortak bir anımızı okurken

Öyle dalmışım ki inan

Kapı açıldı ansızın

Sandım ki sen geldin…

Gel…

Bir insanın kalbi yanar mı hiç ?
Yanarmış hemde feci  yanarmış.Nefesin çıkmaz olur bir anda.Sol yanına çeşitli ağrılar girer.Her an bıçaklar saplanır gibi olur o kalbe.Bitsin dersin bir an önce bu acılar.Bitsin de kurtulayım herşeyden.Sonra bu acılara sebep olanı görürsün bi yerde yada bir dost sohbetinde adı geçer onun.Hiç bitmesin acısı bile güzel dersin.Acı ondan gelecekse devam etsin diye düşünürsün.Ama ne bitiyor ne de adam gibi devam ediyor bu acı.Sen onun için böyle yanarken o eski hayatına devam ediyor.Hem de sen hiç olmamışsın gibi.Sanki seni deli eden o gözleri gözlerine hiç değmemiş gibi.Bir aşk tanrıçasının sıcaklığına sahip o elleri hiç ellerine değmemiş gibi.

Düşünüyorum da şimdi benim de vardı bir aralar böyle bir sevdiğim.Onu tek bir kere görebilmek için kaç gece sabahladım kapısının önünde hiç sayamadım.Sırf onu mutlu görebilmek için ne büyük zorluklara katlandım.Ondan beni sevmesini hiç beklemedim sadece beni anlasın istedim.Onu sevmenin ne kadar zor olduğunu görsün istedim.

Ama olmadı hiç bişey ben onu hiç sevmedim.O beni hiç anlamadı.Tek kelime ile çekti gitti.Bana sormadan girdiği hayatımdan yine bana sormadı gitti.Elveda eski sevdiğim.Senden son bir isteğim var son kez gel beee…

Gerçek Dünyaya Hoş Geldiniz!

Elinizi hiç kağıt kesti mi? Bıçaktan ve tüm kesici aletlerden daha fazla acıttığını biliyor musunuz? Günler süren bir sızı yaratır. Kabuk bağlamaz, geçmez, yani öldürmez ama süründür.

Pek çok kişinin hayatından, iz bırakan biri gelip geçmiştir. Duvara çarpmış gibi sersemletir. Uzun süre kendine gelemezsin. Üstünden kaç aşk gelip geçer, o bir türlü geçmez. Sırası gelince herkes o vurgunu yer. Kaçmak neredeyse imkansızdır!

“Hayatta bir kere mi aşık olunur?” Bu tartışma yıllardır sürer gider. Kimine göre insan gerçek aşkla bir kere tanışır; kimine göre aşk insanın karşısına pek çok defa çıkabilir. O kısım bence aşka nasıl baktığınıza göre değişir ancak şu bir gerçek ki, insan bir kere kalbin bekaretini bozacak darbeyi yer.

Genellikle 20-40 yaşları arasında bir yerde, ömrünüzün sonuna kadar adını unutmayacağınız ve yüreğinizde kağıt kesiğine benzer bir acı bırakan şahısla karşılaşırsınız. Suçiçeği veya kızamık geçirmek gibidir. Tek fark, sizi aşı da kurtaramaz!

Öteki tarafta cehennem vardır ya da yoktur, orası inancınıza kalmış ama dünyada cehennemi yaşadığınız süreç, o şeytanla karşılaştığınız zamandır. Hepimizin hayatında birinin parmak izi kalır. Aradan kaç yıl geçerse geçsin, onun bıraktığı izler kolay kolay silinmez.

Şahit olduğum, dinlediğim ve yaşadığım pek çok hayat hikayesinde, bu durum dikkatimi çekmiştir. Yaşadığımız hayat, uzun bir yolculuktur. Arabayla uçsuz bucaksız bir yolda ilerlediğinizi hayal edin. Yolun bir yerinde karşınıza bir tabela çıkar. Üstünde “ Gerçek Dünyaya Hoş Geldiniz!” yazıyordur. Elbette o yazıyı görmezsiniz, siz o sırada tabelayı elinde tutan kişiye bakıyorsunuzdur!

Verdiğiniz bu moladan sonra, elinizde sarsılmış inançlarınız duruyordur. O güne kadar bildiğiniz her şeyin yanlış olduğunu görürsünüz. Ve kalbin bekareti bozulmuştur! Aşk, sevgi ve insanlar üzerine inandığınız bütün değerler, yerle bir olmuştur. Sizin şeytan üstüne düşeni yapmış ve yüreğinizde iyileşmesi zor olan o yarayı açmıştır.

Ardından dökülen gözyaşları, beddualar, içilen yüzlerce sigara ve kadehler dolusu alkol; hiçbiri kısa zamanda toparlanmanızı sağlamaz. Aradan yıllar geçer, siz yeniden seversiniz, belki evlenirsiniz, hayat devam eder. O kişiyi affedersiniz. Aklınızın ucundan bile geçmez üstelik! Ama o kağıt kesiği yok mu? Hiç ummadığınız yerlerde ortaya çıkar. Bir filmin içinde bir sahnede, bir romanın ortasında, bir dostun başından geçen olayda, birden kendini hatırlatır. Yüreğinizdeki sızıyı hissedersiniz.

Bu acıyı yaşamayan yürekler kolay kolay büyümez. Hayat karnesinin önemli derslerinden biri olan Şeytan ile Karşılaşma, diploma alabilmenizin gerekliliğidir. Ancak şunu unutmayın! Farkında olun ya da olmayın, siz de başka birinin hayat yolculuğunda elinizde bu tabelayı mutlaka tutarsınız: “Gerçek Dünyaya Hoş Geldiniz!”

Cunku hayat, hep boyle…

Hava soguk
tak kulakliklari
disari cik
Üsü
Yürü
daha cok üsü
daha cok yürü
üsüdükce yürü
yürüdükce düsún
olmak istedigin kisiyi düsün
oldugun kisiyi düsün
sahip olduklarini düsün
senin olmayanlari düsün
sevdiklerini, sevmediklerini düsün
kazandiklarini, kaybettiklerini düsün
soyledigin, soylenen yalanlari düsün
artik hayalini kurmadigin o hayati düsün
ne kadar kolay vazgectigini düsün
bir daha kimseyi sevmeyecegini düsün
saatlerce düsün ama hicbir sey düsünmedigini farket
eve dön
aynaya bak
Sol gozun kizarmis, demek ki aglamak istemistin
ac sicak suyu
gir altina
soguktan donan vücudun sicak suyun altinda uyussun
kemiklerin sizlasin
aciya aldirma
düsün, yeniden düsün
ardindan el salladigin otobusleri düsün
insanlari düsün
ihanetleri düsün
birzamanlar hayallerin oldugunu düsün
mutlulugun nasil bir his oldugunu düsün
simdi cik suyun altindan
cik ve yasa
ve yasadigin bu seye ‘hayat’ de
Hep ayni sarki calsin kulaklarinda
hep ayni yerden yansin, canin
ama sen yine de ‘hayat’ de
Cunku hayat guzel, ruyalarin haricinde kalan acimtrak zaman dilimi
cunku hayat, hayat iste
cunku hayat, hep boyle…

Ben Kimim?

Bayadır bu konuyu yazmak istiyordum ama sürekli birşeyler engelliyordu beni demek ki bugüne kısmetmiş :)

Yaklaşık iki hafta önce hayatımında ilk defa biri bana bu kadar ilginç bir soru sordu.Resmen dondum kaldım soru karşılığında.O zaman saçmalamıştım biraz cevap verirken ama burda daha geniş bir cevap vereyim.

Önce soruyu söyleyeyim: “Sen nesin böyle.Sağcı mısın solcu musun? Kimsin sen ?”

Gerçekten zor bir soru ama yine de cevabını veriyorum.

“Ben sağcıyım…
Yıllarca başörtüsü taktığı için üniversitelerine alınmayan kızların yanında,
Namaz kılmaya gittiği için türk televizyonlarında namussuzluk yapıyormuş gibi gösterilen çocukların yanında

Ben solcuyum…
Bir gece vakti evlerinde katledilen 7 gencin,madımakta yakılan onlarca insanın  yanında
Bir Ankara gecesinde bir zindan avlusunda darağacına giden 3 fidanın yanında

Ben Türk Milliyetçisiyim…
Yıllarca sömürülmüş kullanılmış aldatılmış milletimin yanında,
Asala tarafından yurtdışında katledilen yurttaşlarımın yanında,

Ben Kürt Milliyetçisiyim…
Kendi ana dilini konuşması yıllarca yasaklanmış bir halkın yanında,
Gittiği her yerde,birlikte yaşadığı her toplumda dışlanan kendi kimliğini sürekli arayan esmer bir kürt çocuğunun yanında

Ben İnsanım…
İnsanlığın dili,dini,ırkı,etnik kökeni olmaz.
Ben bugün sana bir haksızlık yapılmışsa onu savunurum yarın sen bir haksızlık yapınca karşında dururum…

Yani ne olursan ol kim olursan ol önce insan ol insan…

Acaba ?

02092010056

Acaba neler olacak bu taş duvarlar arasında senelerce…

Urfalı :)))

Urfalıdır, lise çağındadır, delidir delişmendir… Sevmiştir sınıfından bir başka urfalı kızı… Zar zor toplar cesaretini, açılır.. Kız yarı gönüllü yarı gönülsüz reddeder kendisini.. Vazgeçmez sevdasından, Urfalıdır, sevdi mi tam sever, vazgeçmez…
Günler günleri kovalar, bir daha dener şansını.. Fakat kız bilmektedir Urfa’nın dedikodusunu, korkmaktadır bu yüzden ve yine reddeder de…likanlıyı…

Dönem sonu yaklaşmış, araya yaz tatilinin girecek olması nedeniyle, delikanlıya cesaret gelmiştir yine ve son bir kez dener şansını… Heyhat… Kız Nuh der Peygamber demez ve yine reddeder…

Ama çocuğun bırasına gelmiştir ve kızı omuzlarından tutarak sarsar ve bağırır yol ortasına…

- LA SENDE AKŞAM EVE GETTIĞİDA ANAYIN YAPTIĞI TEPSİDEN YİMİMİSEN? SENİ DE FIRINDAN GELEN BİŞMİŞ İSOT KOHISINDAN AĞZİYİN SUYI AHMİ MI? NEYİN ARTİSLİĞİNİ YAPİSAN? ZANNEDERSEN GENDISI SUŞİDEN BESLENİ… :D

Aşkta yarın yoktur sevgili..

         Aşk bu dünyanın ölçüleriyle açıklanamaz sevgili.O ilkel bir acıdır, yaban bir ağrıdır. Gelir ve içimizdeki o çok eski bir şeye dokunur. Sonra bir perde açılır ve yolculuk başlar.Bu yolculukta artık para, tarifeler, beklentiler, randevular, taksitler, iş, anneler ve korkular yoktur. Aşkın kendi gerçekliği vardır sevgili. İnsan bir başka ışığa teslim olur…Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında. Hindistan’da Ganj Nehri’nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de… Newyork’ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de…

          Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan…Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye…Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da… Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya…

          İnsan bazen nedensiz yere umutsuzluğa kapılır. Kimselere veremez sevgisini, kimselere kendini anlatamaz, evlere kapanır…Bazen denizler, kıyılar çeker insanı. İnsan bu kapılmayı anlayamaz, oysa çok eski bir yerde yaşanmasından korkulup vazgeçilmez aşkların sızısıdır bu. Bu sızı, bu yenilgi mevsimlerle yıllarla devredilir başka insanlara… Bir insanın yaptığı bir hatanın tüm insanlara yayılması gibi…İşte şimdi biz de sevgili, ya olmadık zamanlarda umutsuzluğa kapılıp, soluğu evlerde alacağız, ya da denizler, kıyılar çekecek bizi. Nasıl biz başkalarının korkaklığını taşıyorsak, başkaları da bizim korkaklığımızı taşıyacak, yenilgimizi, umutsuzluğumuzu…Birazdan sabah olacak…Para, tarifeler, beklentiler, randevular, taksitler, iş, anneler ve korkular başlayacak… Bunlar varsa ve bizim için geçerliyse aşk yoktur ve hiç olmamıştır sevgili. Birbirimizi kandırmayalım…Hadi güne hazırlan. Yaşadıklarımızı unutmaya çalış. Aşk bize güvenip verdiği büyüsünü, sırlarını, cesaretini, bilgeliğini ve o ilkel, o yaban ağrısını geri alacak. Bunlar olurken içimiz bir an çok üşüyecek, sonra geçecek… 

          Hadi, oyalanma birazdan yarın olacak…

          Aşkta yarın yoktur sevgili…

Örtmenimmmm :)

ogretmen

Öğretmenlik dünyanın en kutsal mesleği olarak sayılmakta.Benim mühendislik gibi bir bölümü kazanmamı sağlayan tüm öğretmenlerimin öğretmenler gününü kutluyorum :) :)